mümkün oldıkça dile getirmişimdir... önce parça seçimi gelir, mikslemek ise akışkanlığı sağlayan bir araçtır. bu sette, ki radyo programı olduğunu düşünürsek, miks yok ama seçimin son noktasına yakın bir sıralama var. biraz avant garde bir sound. umarım kayif verir.
Aksak Dinamo Mr Pink 2004 04 29 avant garde by aksak - mr. pink
aksak
Sunday, May 30, 2010
Saturday, May 29, 2010
1999 radyo programı - dnb
bu programı evde bir urei mixer, denon 2000f dual cd player ve iki 1210 ile kaydetmiştim. parçaların çoğu 95-97 döneminde daha jazzy olanları, arada ninja tunes'dan çıkan bir trompet acapella plağından sample'lar giriyor. kayıt kalitesi düşük ama keyfi yüksek bir set :)
26 09 99 radio show dnb by aksak - mr. pink
26 09 99 radio show dnb by aksak - mr. pink
Tuesday, April 20, 2010
huzur içinde yat birader

olan oldu ve guru yani meşhur gangstarr'ın yaratıcı, tok sesli, zeki mcsi ve jazzmatazz projelerinin beyni, dj premier'in kadim dostu, mc solar'ı bizlere sunan keith elam geçirdiği sağlık sorunları sonucunda 43 yaşında vefat etti. dj premier ile birlikte gangstarr'ı kurdular ve birbirinden önemli başarılara imza attılar. ben ancak 1991'de step in the arena albümüyle uyandım, 1992 DWYCK singleıyla da hayranlık mertebesine ulaştım. jazzmatazz projesi dahilinde donald byrd'den solar'a, jazzy nice'dan n'dea devanport'a yıldızlarla çalıştı. sahnesi muhteşem, sesi ve vurguları tok ve akıcı, yaptığı işlerle hip hop'un gidiş yönünü ve ulaştığı kitleleri değiştirdi. en az onbeş konser ve pek çok pop-up (giant step nyc ve silk city phila. partilerinde) performansını seyretme ve istanbul'da da tanışma şansını yakaladım. şimdi katalogdan eksik olanları tamamlama zamanı. huzur içinde yat birader, respect!
music
virgülüne dokunmadan...
I believe that music can be an inspirational force in all our lives — that its eloquence and the depth of its meaning are all-important, and that all personal considerations concerning musicians and the public are relatively unimportant — that music come from the heart and returns to the heart — that music is spontaneous, impulsive expression — that its range is without limit — that music is forever growing — that music can be one element to help us build a new conception of life in which the madness and cruelty of wars will be replaced by a simple understanding of the brotherhood of man. -- Leopold Stokowski
I believe that music can be an inspirational force in all our lives — that its eloquence and the depth of its meaning are all-important, and that all personal considerations concerning musicians and the public are relatively unimportant — that music come from the heart and returns to the heart — that music is spontaneous, impulsive expression — that its range is without limit — that music is forever growing — that music can be one element to help us build a new conception of life in which the madness and cruelty of wars will be replaced by a simple understanding of the brotherhood of man. -- Leopold Stokowski
Saturday, April 17, 2010
rough beatz n smooth grooves

1990 yılında bir amerika seyahatimi londra üzerinden yapmıştım. gidiş yolunda iki gün londra'da kalıp etrafı dolaşırken oxford street üzerindeki hmv'ye girdiğimde tanıştım onunla. hatta kendine özel bir bölümü bile vardı 'acid jazz'. bu yeni cross-over müziğe yani hip hop beatlerini andıran daha sert ve 90-95 bpmlerde dolaşan, spoken word veya yumuşak vokallerin süslediği, jazz-soul-latin üçgeninden samplelar veya tınılar içeren bu olağanüstü müziğe adını veren de gilles peterson'ın ta kendisiydi. yetmedi, eddie piller ile birlikte yine acid jazz adını verdikleri bir de plak şirketi kurmuşlardı. galliano'nun frederic lies still single ile başlamışlardı hayata. totally wired toplama albümleri, galliano, new jersey kings gibi isimleri bizlerle tanıştırmaları bu label'ın bizler için yaptıklarının örnekleri. 90ların başında buradan ayrılan gilles p. kendi plak şirketi olan talkin loud'u kurdu. burada ise incognito, brand new heavies, young disciples gibi çok önemli gurupları bizlerle buluşturdu. takip eden yıllarda tüm amerika uçuşlarımı londra üzerinden yapmaya başladım ki bu özel acid jazz köşesini ziyaret edip açlığımı bastırabileyim. arada da new york'ta bleecker üzerindeki rebel rebel'a uğrayıp import fiyatlardan kataloğun eksiklerini giderirdim. hey gidi...ne kovalarmışız
trus'me
bugün soundcloud dasboardıma bakarken gördüm, 1992 yılında trus'me de benimle benzer kafalardaymış ve aşağıdaki kaydı yapmış. kendi yazdığı beatler üzerine samplelar yerleştirmiş. hafif mushroom jazz hafif jazzmatazz. yazıktır ki trus'me'yi ancak son iki-üç yıldır biliyoruz. geç keşfedilen yeteneklerden...
I meant to be Hip Hop by trusme
I meant to be Hip Hop by trusme
Monday, March 29, 2010
reboot

aah ah, almanya her zaman gizemli olmuştur. tarihi, sıradışı liderleri, goebbels gibi propoganda manyaklarının ve göring gibi kafası karışmıs sanatseverlerin! çıkmış olması, bavyera birası, bratwurst/weisswurst, dünyanın en iyi spor arabalarını üretmesi ve her daim bizleri kendine bir şekilde çekebilmesi... berlin'in düşüşü müydü lise tarih kitaplarında en son okuduğumuz... her düşüşün bir de kalkışı var tabi, müzikal anlamda demek istedim:) öncülerden blake baxter, detroit-berlin buluşmasını sağlayan ve underground resistance (UR) masterları'nın açılışını yaptığı x-101 kod adı altında üretim yapan jeff mills, 'mad' mike banks ve robert 'noise' hood (rob hood)'un EPsini basan tresor. bağlantı yıllar boyu sadece daha da güçlendi ve cocoon, compost gibi markalar çıktı, seth troxler gibi inanılmaz yetenekler burada filizlendi. bahsetmek istediğim ise reboot kod adlı frank heinrich'in resident advisor (RA) için hazırladığı podcast. almanya'nın toprağı mı, yaşadığı sıcak ve soğuk savaşlar mı, havası mı yoksa karışımı mı pek bilemiyorum ama bu ara çok acayip şeyler oluyor germanya'da. bence bir dinleyip kararı siz verin.
bobby fischer'ı aramak
yılın başlarıydı yanılmıyorsam, nişantaşı'nda city's'e girdim 320GB'dan büyük hard disk bulabilme umuduyla. gel gör ki yokmuş! ama o sırada ilkokul öğrencilerinin satranç turnuvasına denk geldim. küçük eller hızla oynuyor, saate bakıp onsekizinci hamleyi düşünüyorlar. aklıma laurance fishburne'ün oynadığı 'searching for bobby fischer' filmi geldi. ünlü satranç ustasının hayatından kesitlerin yer aldığı, geleceğin dünya şampiyonunu arayan bir adamın öyküsü. klasik!
darth kanye

çok sevgili dostlarımız bahar ve cem ile asmalı cavit'te yemek yediğimiz gece cem'in mavi gözlüklerini takmıştım. üstümde de hoodie vardı ve rakının da etkisiyle böyle bir poz vermişim. sonra görünce fark ettim, darth vader meets kanye west gibi - çakması - olmuşum.
Monday, March 15, 2010
bobsleigh
kış olimpiyatlarını yakınen takip şansım oldu. saat farkının da etkisiyle bizde akşam orada yarış vardı Kanada'da. bobsleigh her zaman çok eğlenceli gelmiştir. bir sürü adam (veya kadın) bildiğimiz kızağı önce itip sonra içine atlayıp çok hızlı bir şekilde parkurda kayıyorlar. o kızağın içinde durmak da çok rahatsız gözüküyor. iki büklüm bir sağa bir sola her yerden G yemek ve bittikten sonra hala herşeyi midenin içinde tutmak... çıktıkları hız inanılmaz, virajlar, inişler, çıkışlar dolu bir parkur...çok keyifli. bütün bunları da vücudu iyice saran incecik kıyafetler içinde yapıyorlar. en güzellerinden biri de Alman ekibinin klasik renklerde - sarı, kırmızı, siyah - ve omuzunda kartal olanıydı.
güzel setler
soundcloud gerçekten çok faydalı bir platform. kullanıcıların kendilerine bir müzik paylaşım (tabi ki yasal olarak) sayfası veya internet varlığı (websence) yaratabilecekleri bir dünya. ister yaptığınız şarkıları, ister setlerinizi site üzerinden paylaşmanızı sağlayan soundcloud paralı-parasız pek çok plan sunuyor. beni en çok heyecanlandıran ise Rico Passerini gibi arkadaşların paylaştıkları usta DJlerin setleri gibi bazı içeriğe ulaşabilmek. keyfinize bakın...
Latest tracks by R_co
Latest tracks by R_co
şöförler
evet şöför (ya da şoför:), yani işleri aslen sizi bir yerden başka bir yere götürmek olan ve siz işinizi yaparken sizi bekleyen, park edilmesi zor yerlerde hayat kurtaran emektarlar. nedendir bilinmez ama pek çoğu genelde diğer insanların ihtiyaçlarını (parksal) yok sayarlar. bu akşam mesela eve geldim ve evin önünde yasal park yeri olan bir bölümde 4 (evet dört) değişik araba içlerinde şöförler duruyorlar. yani evine gelen ben boş yer bekliyorum ki park edip arabayı sabaha kadar unutayım. kendileri yolun karşı tarafında durabilecekken, polis gelip veya trafik sıkışıp durdukları yer sorun olana kadar ve hatta o sorun olduğu sırada bizzat arabanın içinde olup müdahale şansları olabilecekken... biliyorum şanslıyım evimin önüne park etme imkanım olduğu için ama o araçların içinde şöför olmasa bu kadar dır dır yapmazdım.
Saturday, February 20, 2010
istanbul cipleri
bugün istinye park'a uğramak zorunda kaldım. istanbul'un ciplerinin yarısı istinye park'taydı. sağlı sollu hem dışarıda hem de otoparkın içinde. diğer yarısı muhtemelen off-road yapıyordur diye düşündüm. tabi zor olsa gerek yedi tepe üzerine kurulu bir şehirde ulaşmaya çalışmak :)
Monday, February 15, 2010
2002 dinamo fm aksak seti
bir dinleyin bakalım, 2002 yılı dinamo 103.8'deki aksak radio show setlerimden. hepsi plaklardan çalınma, inişli çıkışlı bir set. aksak işte, yaşadığım şekliyle.
Aksak Radio Show on Dinamo FM 290602 by aksak - mr. pink
Aksak Radio Show on Dinamo FM 290602 by aksak - mr. pink
mecra ve kitlesi

resimde gördüğünüz şey bir reklam mecrası aslında. istiklal caddesi'nde aksanat'ın köşesinde duruyor, ara sokağa doğru. interaktif olan bu dokunmatik ekran üzerinden size verilen şarkı seçeneklerinden birine tıklayarak 30sn gibi bir parçacık dinleyebiliyorsunuz. önünde duran meraklı ise aslında 8-9 yaşlarında, malesef mendil satıp kağıt toplayarak para kazanmaya çalışan bir çocuk. mecranın önünde ayrıca park etmiş halde duran motorsikletler de var, yani görmek ve sonrasında ulaşmak oldukça zor.
Subscribe to:
Posts (Atom)
